28 Ağustos 2008 Perşembe

Plateau


En sonunda dönüştüğüm bu şeye dönüşmezden evvel ben de bir gençtim. Bizim kuşak kendi gençliğine çok iyi bir çıkış yapamadı. 90'ların başında paraya bulanmış iğrenç bir kepaze olmaksızın, diyelim ki bir yuppie veya heavy metal kırosu veya MC Hammer veya televizyonda gördüğümüz herhangi başka bir iğrençliğe dönüşmeksizin özdeşim  kurabileceğimiz yegane adamın tekrarlayan depresyonları yüzünden sonunda kendini öldürmesi ile gençliğimiz başladı diyebilirim. Popüler müzik tarihine verebildiğimiz en önemli şey Radiohead'in OK Computer albümü ve ardından gelen üç kuşağa  yetecek post-rock sıkıntısı oldu. Aslında bu olanlar tamamen bizim kabahatimiz değildi. 


Çocukluğumuzda yanlış bir şey yaparsak nükleer savaş çıkma tehlikesi vardı. Üstümüze nereden çöktüğünü anlayamadığımız Reagan - Thatcher - 12 Eylül - Soğuk savaş istibdadını hissediyorduk ancak neler olup bittiğini bize açıklama zahmetine kimse katlanmamıştı. Bizden öncekiler, yaptıklarını  öylesine kabul edemeyecekleri şeyler yapmıştı ki, onlar adına nedamet getirmek, lanetlenmek ve kötülüğü kendimizden bilmek bize düştü.


Biz o yıllarda Türk olmak sıkıntı verici zannediyorduk. Yarım yamalak ingilizcemizin bu yanlış anlamada bir rolü olduğunu düşünüyorum. Şimdi dönüp baktığımda görüyorum ki aslında Türk olmak değil var olmak korkunçtu. Özenen birinin özendiği şeyin kendisinden daha fazla sıkıntıda olması çok absürd bir şeydi. Vanilla Ice'a özenmek en hafif tabirle üzücüydü. 


Soğuk savaş bitmişti ve biz batılı yaşam tarzıyla kültürümüzün arasındaki savaşta cepheye ilk sürülenler olduk. Tamam haksızlık etmeyeyim, cepheye sürülen ikinci kuşak biz olduk demeliyim. En azından birbirimize "Herıld yani" demek zorunda bırakılmadık ve ablalarımız gibi saç bandı takmamız gerekmedi. Bunlar Cenevre konvansiyonu ile yasaklanması gereken kültürel savaş araçlarıydı. 80'lerde genç olan bu şok birlikleri, --veya 80'lerde şok olan bu genç birlikleri-- belki de hiç bir zaman rehabilite olamadılar. Vietnam gazilerinin onlarca katı soğuk savaş gazisi, hala Borat gibi etrafta dolaşıp duruyor.


Erişkinlerinki yetmez gibi, abi-ablaların utancını da üstlenmek bize düştü. Zaten onlar da erişkinlerin yaptıkları yüzünden bu hale gelmişlerdi. Amerikan Psycho zihniyeti ile ölçüsüzce kendini tüketmek bununla baş etmenin bir yoluydu. Herkes eğleniyorsa kimse rezil olmaz diye düşünüyorlardı. Ama safahat birine nispet olsun diye yapılmalıydı, Sovyetler dağılıp da nispet yapılacak kimse kalmadığında sistem durdu.   


80'lerde bir sanatçı ölecekse AIDS'ten veya uyuşturucudan ölürdü. Kurt Cobain üzüntüden öldü.  


Ancak şimdi dönüp baktığımda başımıza gelenlerin ne olduğunu anlayabiliyorum. Buna da şükür demeliyim.


Sanıyorum aptalım. Veya mutlu da olabilirim.      


Powered by Qumana


1 yorum: